Neptün’ün Koç burcuna geçişiyle birlikte kolektif bilinçte yeni bir uyanış dönemi başlıyor. Bu geçiş, evrensel hafıza havuzumuza, yani bilincin sonsuz döngüsüne dair algımızı yeniden şekillendirme fırsatı sunuyor. Bu bağlamda, Deepak Chopra’nın bilinç, ölüm ve kimlik üzerine yaptığı derin sohbetin çevirisini sizlerle paylaşmak istedim. Belki de bu sözler, yaşamı, ölümü ve varoluşumuzu bir kez daha sorgulamamıza vesile olur.

Deepak Chopra – Is Life After Death Possible? (Ölümden sonra yaşam mümkün mü?)

Soru (Robert):
Deepak, birçoğumuz birçok şey hakkında felsefe yapmayı seviyoruz ama günün sonunda ölüm ihtimali, gerçekliğin ne olduğunu bilme arzumuzu gerçekten harekete geçiriyor.
Bilimsel yaklaşıma göre beden her şeydir, zihin beynin çıktısıdır ve ölüm kesindir; öldüğünde sonsuza kadar ölmüş olursun.
Birçok din, ölümün büyük bir ahiret yaşamının sadece başlangıcı olduğunu söyler, ama sundukları kanıt çok azdır—hatta neredeyse yoktur.
Peki sen, bilinç açısından ölümü nasıl görüyorsun?

Deepak Chopra:
Ben ölümü yaratıcılık olarak görüyorum.
Her yaratıcı süreç, içinde bir ölümü barındırır.
Biyolojide buna “apoptoz” yani programlanmış hücresel ölüm denir.
Mesela, cilt hücrelerin her ay ölmek zorunda, yoksa derin bir timsah derisi gibi olurdu—ya da derisi farklı bir doğum ve ölüm döngüsüne sahip bir deri gibi.
Mide hücrelerin her 5 günde bir ölür, böylece taze hücrelerle hidroklorik asit ve sindirim enzimleri üretmeye devam edebilirler.
Bağışıklık hücrelerin, kan hücrelerin yaklaşık her 120 günde bir ölür, ama hâlâ bakteriye nasıl saldıracağını hatırlar.
Her bağışıklık hücresi bir patojene baktığında şöyle der: “Ben bu adamla daha önce karşılaştım mı? Hayır, ama büyükbabam bu konuda ne düşünüyordu?”
Çünkü önceki hücrenin hafızası, yeni hücrenin hafızasında geri dönüştürülür.
Haz ve acı, sıcak ve soğuğun hafızası cildimde geri dönüştürülür.
Hidroklorik asidin nasıl üretileceğinin hafızası midemde geri dönüştürülür.
Nöronlarım—karbon, hidrojen, oksijen, azottan oluşuyorlar—DNA’m da öyle.
Peki bu hafızayı taşıyan şey gerçekten DNA mı, yoksa bu hafıza nereden geliyor?
DNA’mın %65’i bir muzla aynı, %84’ü bir fareyle aynı—hatta maymunla %98’den fazlası aynı.
DNA, evrimin hafızasının deposudur.
Ama asıl madde her 6 haftada bir değişir.
Yani geri dönüştürülen şey bir hafıza matrisi—ve ben bilincin derin anlayışıyla bunun beyinde ya da bedende olmadığını biliyorum.
Bu hafıza, yer kaplamayan bir bilinçte bulunur.
Bilinç, mekânsız ve zamansızdır.
Dolayısıyla biz, bilincin yeniden geri dönüşümüyüz.
Eğer bunu anlayabilirsek, o zaman ölüm ve yeniden doğuş, kelimenin tam anlamıyla yaratıcılıktır—sürekli olarak yeni bağlamlar, yeni anlamlar, yeni ilişkiler yaratmaktır.
“Reenkarnasyon” kelimesini kullanmaktan çekiniyorum çünkü bu sizi dini ideolojilere sürükleyebilir.
Ama evrendeki her şeyin geri dönüştüğüne dair hiçbir şüphe yok—hatta plastik bile sonunda geri dönüştürülür.
O zaman neden bilinç, bu sürecin dışında tutuluyor?
Eğer bilinç kavramını doğru anlarsan, aslında sadece bilinç geri dönüşür—bütün bu formlar ve olaylar olarak.
Yani biz, bu formlar halinde geri dönüşen bilincin kendisiyiz.

Robert:
Duygularımızın, hislerimizin çocuklarımız ve torunlarımız aracılığıyla geri dönüşmesini şiirsel olarak takdir ediyorum ve bu insanlık için iyi olabilir ama benim için çok bir şey ifade etmiyor.
Çünkü ben hâlâ kendi kişisel bilincime, farkındalığıma sahibim ve bunu seviyorum.
Ölümden sonra kozmik bir bilinç içinde bu kişisel farkındalığı elimden alacaksan, ya da beni geri dönüştüreceksen—ama ben diğer döngüleri hatırlamıyorsam—bu bana bir şey kazandırmaz.
Eğer öleceksem ve sonrasında bir döngü olacaksa, ama ben onu hatırlamayacaksam ya da hissetmeyeceksem, o zaman zaten ölmüşüm gibi olur.

Deepak:
Robert, sen gerçeğin büyük “G” harfiyle yazılan halini mi istiyorsun?

Robert:
Evet, işte bu yüzden seninle konuşuyorum.

Deepak:
Üç hafta önce Perşembe günü öğle yemeğinde ne yedin?

Robert:
Hatırlamıyorum.

Deepak:
Ama yemek yedin mi?

Robert:
Yedim. Çünkü genelde öğle yemeği yerim. Belki o gün yemedim, emin değilim.

Deepak:
Yani şunu kabul edelim: hatırlamadığımız halde deneyimlediğimiz birçok şey var.
Cleopatra olduğunu hatırlamıyor olman, önceki yaşamda Cleopatra olamayacağın anlamına gelmez.
Ya da bir hizmetçi, kim olursa olsun.
Buradaki asıl soru şu: bizim gerçek kimliğimiz nedir?

Robert:
Kabul ediyorum, bu önemli bir soru.

Deepak:
Gerçek kimliğin, zaman ve mekanın çok ötesindedir.
O zaman doğum diye bir şey yoktur, ölüm de yoktur.
Sadece doğum ve ölümü, yaşamın dilbilgisinde noktalama işaretleri gibi görebiliriz.
Ama eğer bu geniş kimliğe ulaşmak istiyorsan, kendi kişisel farkındalığını bırakman mı gerekir?

Robert:
Ben bunu istemiyorum. Kendi farkındalığımı seviyorum.

Deepak:
Hiçbir şeyi bırakman gerekmiyor.
Sadece onu genişletmen gerekiyor.
Zaten var olmayan bir şeyi bırakamazsın.
Eğer farkındalığını o kadar genişletirsen ki her şey olduğunu fark edersen—ve bunu hissedersen—o zaman hiçbir şeyi bırakmazsın.
Sen, bu küçük geçici yaşam formunda evrenin ta kendisisin.

Robert:
Eğer seninle gelirsem, denemeye açık olurum.
Ama yine de yaşlanacağım ve öleceğim.
Peki o an geldiğinde ne olacak?

Deepak:
O anda beden, ruhu terk eder.
Peki bu odanın duvarları yıkılırsa, buradaki boşluk ne olur?
Odanın dışındaki boşlukla aynı değil mi?
Duvar kalkınca, içerideki ve dışarıdaki fark kalmaz.
Aynı şekilde, telefonum çalışmazsa, ben yine de buradayım.
Telefon sadece bir iletişim aracıdır—sen değilsin.
Sen, mekân ve zamanın ötesinde var olan ebedi yaşamsın.

Robert:
Bunun ben olduğumu nasıl bileceğim?

Deepak:
Eğer şimdi bunu bilmek için çaba harcarsan, bileceksin.
Çoğu insan, yaşamını uykuda geçirir—uyanık, rüya ve derin uyku döngüsünde.
Ve sonra hayat biter.
Ama eğer şimdi farkındalığını genişletip o büyük kimliğini tanıyabilirsen, o zaman asla ölümden korkmazsın.
Çünkü senin gerçek kimliğin budur.

Robert:
Ama bu, şu anda sahip olduğum benlik hissinden çok farklı.
Adeta yok olmuşum gibi olur—kozmik bilinç içinde kaybolmuşum gibi.
Bunun değerli olduğundan emin değilim.
Kaybolmak istemiyorum.

Deepak:
Dinle beni.
Her gün, birçok rol oynuyorum: doktorum, babayım, kocayım, öğrenciyim, öğretmenim…
Ama bu oynadığım rollerin hiçbiriyle kendimi özdeşleştirmiyorum.
İyi bir Shakespeare oyuncusu gibi düşün.
Bugün Julius Caesar, yarın Hamlet—ama kim olduklarını unutmuyorlar.
Sen de şu an oynadığın Robert rolünü oynuyorsun.
Ama eğer bu role takılırsan, o zaman varoluşun melodramına kapılmış olursun—ki çoğu insanın yaşadığı kriz budur.
Bir sinema salonunda film izleyen biri gibi düşün—ama izlediğini unutmuşsun.
Arada bir kendini dürtmen gerekir: “Bu sadece bir film.”
Sen filmi izleyen kişisin.
Sonsuz sayıda rol oynama kaderin var ama sen o roller değilsin.
Sen, bu rollerin gelip geçtiği ebedi tanıksın.
Ve bu içsel tanığı tanırsan, o zaman gerçekliğe, özgürlüğe ve ölümsüzlüğe giden bileti eline almış olursun.
Bu rolleri izleyen uyanık tanık olabilirsin—ve bunu şimdi yapabilirsin.


Çeviri: Kenan Yasin Bölükbaşı

Closer To Truch Youtube Kanalı (Yayın: 31 Ekim 2024)

ASA Dip. ISAR Cap, mAPAI, OPA member, CIA Eu Representative