
Michael Erlewine — Astrolog, araştırmacı
ve Astrology’s Mirror: Full-Phase Aspects kitabının yazarı
Michael Erlewine’ın “Astrology’s Mirror: Full-Phase Aspects” başlıklı çalışmasından Türkçeye çevrilmiştir.
Kısa Özet (Abstract)
Makalede Michael Erlewine, astrolojik açıları sabit ve tek anlamlı göstergeler olarak ele alan geleneksel yaklaşımı sorgulamaktadır. Her iki gezegen arasındaki ilişkinin, kavuşumdan başlayıp karşıtlığa ulaşan ve tekrar kavuşuma dönen 360 derecelik sinodik bir döngü olduğunu vurgular.
Yazar, gezegenlerin oluşturdukları döngü içinde açıların iki temel fazda değerlendirilmesi gerektiğini savunur:
- Büyüyen -Açılan- (Waxing) Açılar:
Kavuşumdan karşıtlığa doğru ilerleyen, inşa eden, başlatan ve dışa yönelen süreçler. - Küçülen – Kapanan- (Waning) Açılar:
Karşıtlıktan kavuşuma doğru geri dönen, çözen, içselleştiren ve sonuç alan süreçler.
Bu ayrım yapılmadığında, aynı açının (örneğin iki farklı üçgenin) tamamen farklı anlamlar taşıyabileceği gerçeği gözden kaçırılır. Erlewine ayrıca, katı orb kullanımını eleştirerek “açısız gezegen” kavramının pratikte geçersiz olduğunu; her gezegenin her zaman bir faz içinde yer aldığını savunur.
Makale boyunca tanıtılan Full-Phase Chart (Tam-Faz Haritası) yaklaşımı, gezegenleri iç/dış ve büyüyen/küçülen yarımküreler üzerinden okuyarak, haritanın bir bütün olarak nasıl çalıştığını görmemizi sağlar. Yaklaşımı, astrolojik yorumu sembollerin toplamı olmaktan çıkarıp yaşayan bir anlatıya dönüştürür.
Yayın Neden Önemli?
- Açıları geometrik hesaplamalar dışında zamansal süreç olarak ele almanın önemini edinmek
- Büyüyen (açılan) / Küçülen (kapanan) fazların ayrımını net kavramak
- Çokça tartışılan ve uygulama pratiklerinde sorgulanan “orb” farklarını yeniden düşünmek
- Harita yorumunu yaşayan bir sürece dönüştürmek
- Edindiğimiz teknik bilgilerin uygulamadaki sentezlerini geliştirmek
Editörün Notu
Astrolojinin dili dört temel boyut ile yapılandırılır. Bunlar; gezegenler, burçlar, evler ve açılardır. Açılar; temel seviye astroloji bilgisinde uygulayıcılar için çoğu zaman yorumlama konusunda zorlanılan alan olarak ünlenmiştir diyebilirim.
Deneysel Astroloji Akademi’de öğrencilerimizi açılar derslerine geçmeden evvel, teknik hakimiyet konusuna ısındırma amacıyla önemli dersler işlemekteyiz. Bunlar; elementler, evlerin birbirine konumları, Ay fazları, Satürn’e göre Jüpiter fazı olarak ilerlemektedir. Tüm bu dersler sonrasında öğrenciyi açılar konusunda temellendirmiş olduğumuzdan emin olarak işin geometrik boyutuna dahil olur ve tradisyonel teknikler ile modern uygulamaların sentezini sunarız.
Tam da bu amacı destekleyecek yayın, astrolojinin yaşayan ustalarından Michael Erlewine tarafından kaleme alınmıştır. Bildiğiniz gibi astrolojide açılar; çoğu zaman sabit geometrik şekiller olarak ele alınır. Kare, üçgen, kavuşum ve karşıt açı belki sadece Öklid geometrisi ile ilerliyor gibi görünür. Düzlemimiz küre olduğunda ise işin içine trigonometri girer ve koordinat sistemleri üzerinden matematiksel hesapları gözlemleriz.
Oysa unuttuğumuz başka gerçekler de vardır. Çünkü geometrik hesaplamalar gökyüzündeki canlı süreçlerin yalnızca küçük bir bölümünü yakalamamıza izin verir. Gezegenler durağan semboller değil, zaman içinde gelişen, olgunlaşan ve çözülen döngülerin içindedir.
Michael Erlewine ise, açıları fazlar (phases) üzerinden yeniden düşünmemizi önerdiği son derece berrak ve dönüştürücü bir çalışmayı bize sunmuştur. Astrology’s Mirror: Full-Phase Aspects başlıklı e-kitabı kendi sitesinde 1998 yılında yayınlanmıştır. Yayına dair paylaştığı makalede, açıların “kaç derece” olduğuyla değil, hangi yöne doğru ilerlediğiyle ve döngünün neresinde bulunduğuyla ilgilenmemiz gerektiğine dair bilgiler yer almaktadır.
Erlewine, büyüyen (waxing) ve küçülen (waning) açılar arasındaki farkı merkeze alarak, astrolojik yorumun statik olmaktan çıkıp hikâyesi olan bir sürece dönüşmesini sağlar. Onun bu yaklaşımı kesinlikle harita okuma biçimimizi kökten yapılandırmamız gerektiğine işaret eder.
İlk yayınını okuduğum yıllarda aklımda hep bu düşünce geçiyordu.
“Evet, açıların astrolojik ifadesi tam olarak böyle olmalı.” diyordum.
Michael Erlewine’ın izniyle, onun yayınına ait makalesini tam metin olarak Türkçeye çevirmekten büyük onur duyuyorum. Makale çevirisinde, Erlewine’ın özgün anlatımını korumak amacıyla arada parantez içerisinde ek yorumlar yazdığımı belirtmeliyim. Ayrıca yazıda; kaynaklar, bağlantılar ve iletişim bilgileri aynen muhafaza edildi. Astroloji okurlarına, öğrencilere ve meslektaşlarımıza büyük katkı sağlayacağına emin olduğum yayın için Michael Erlewine’a bir kere daha teşekkür ediyorum.
— Kenan Yasin Bölükbaşı
Founder, Deneysel Astroloji Akademi (DAA), ISAR CAP, Council Member, APAI, Member, OPA & AA, Faculty, Kepler College (AstroMapping), European Representative, C*I*A
GİRİŞ (Makalenin Orijinal Metni)
Astrolojinin Yansıması: Açılarda Faz Mantığı (Büyüyen & Küçülen)
Bana göre önemli olan ve danışanlarım için de önemli olduğunu gördüğüm şey, “bağlam” dediğim kavramdır; gerçi belki de daha doğru bir kelime “hikâye” olabilir. Bir haritayı yorumlarken (ister kendim için ister başkaları için olsun) harita bir hikâye anlatıyorsa ya da bir şekilde organik bir bütünlük taşıyorsa, mesajını çok daha iyi iletir. Çünkü bu, bizim hikâyemizdir.
Bu bakış açısıyla, açıları ele almanın ilginç bir yolunu paylaşıyorum. Üstelik bunu, bugüne kadar her zaman kullandığınız astrolojik araçları kullanarak yapıyoruz. Dışarıdan eklenen yeni hiçbir şey yok; zaten bildiğimiz şeylerin yeniden düzenlenmesi söz konusu. Bu yaklaşımla ilk karşılaştığımda gerçekten hayrete düşmüştüm; çünkü harita içinde evre haritaları incelerken, her biri kendi hikâyesini anlatmaya başlamıştı.
Yıllar boyunca, çoğu astrolog gibi ben de çeşitli açılarla çalışıp durmuştum. Ta ki bir gün, bu açılar yeni bir şekilde birbirine oturmaya başlayana kadar tıpkı bir bulmacanın parçaları gibi. Farkına varmadan, çok iyi bildiğim bütün parçalar bir araya geldi ve önümde, kendi doğum haritamın daha önce hiç bu kadar net görmediğim bir resmi, bir hikâyesi belirdi.
Tamamen açıların nasıl kullanılacağı ile ilgili bu tekniği sizinle paylaşmak istiyorum. Makale, açıları yeni bir ışık altında görmeyi öğrenmenizi ve bunu bizzat deneyimlemenizi kolaylaştırmak için yazıldı.
Çoğu astrolog, kullandığı belirli bir açı setine ve orb sistemine sahiptir. Bazıları yalnızca standart Ptolemik açıları (kavuşum, sekstil, kare, üçgen, karşıt) kullanır; bazılarımız ise bu listeyi genişletir, hatta işin ucu çeşitli harmonik serilere kadar uzanır.
Kullandığımız açı orb’ları, bir haritaya baktığımızda (özellikle de bir bilgisayar programı kullanıyorsak) hangi açıların “radarımıza” gireceğini belirler. Açıkça görülüyor ki, orb’lar ne kadar dar olursa ekranda görünen açı sayısı o kadar azalır; orb’lar genişledikçe, doğal olarak daha fazla açı görürüz.
Açılar Nedir?
Konuyu detaylandırmadan önce, “açı” derken neyi kastettiğimiz konusunda anlaşalım. Gökyüzündeki herhangi iki gökcismini ele alalım; fazlar için sadece Güneş ile Ay olması gerekmez, farklı gezegenlerin de aralarında fazlar vardır. Örneğin iki gezegeni ele alırken biri her zaman daha hızlı hareket eder ve diğeri de daha yavaş hareket eder. Ortaya çıkan net etki şudur: Daha hızlı hareket eden gezegen, daha yavaş hareket eden gökcisminin etrafında 360 derecelik bir daire ya da açı döngüsü tanımlar.
Daha hızlı hareket eden gezegen, yavaş hareket eden gökcisminin kavuşumundan başlayarak 360 derecelik bir çember/döngü boyunca ilerler ve tekrar bir sonraki kavuşuma geri döner. Buna sinodik döngü denir. Bu aynı zamanda açı döngüsü olarak adlandırılır ve açıların özü tam olarak budur. Tanıdık Güneş–Ay döngüsünü (Ay fazları) örnek olarak ele alalım.
Ay fazları döngüsü (astronomlar için de bir “sinodik” döngüdür), Yeniay anında Güneş ve Ay’ın aynı burç derecesinde kavuşum yapmasıyla başlar.
Ay, daha hızlı hareket eden gökcismi olduğu için, Güneş’le olan kavuşumdan uzaklaşmaya başlar ve Güneş’le açılar (ayrılma açıları / açısal yaylar) oluşturmaya başlar. Bunların en bilinenleri İlk Dördün (90 derece), Dolunay (180 derece) ve Son Dördün (270 derece) aşamalarıdır. Ardından Ay tekrar Güneş’le kavuşuma gider ve yeni bir Yeniay oluşur. Bu döngü, her ay kesintisiz şekilde devam eder.
Açıların bu türden sinodik döngüsü, herhangi iki gökcisminin arasında da gerçekleşir; hangilerini seçtiğinizin hiçbir önemi yoktur. Her zaman biri daha hızlı, diğeri daha yavaş hareket eder. Açılar durmaksızın oluşur. Şu anda da gökyüzünde gerçekleşmektedir. Oradaki her gezegen, diğer tüm gezegenlerle bir açıya doğru ilerleme ya da bir açıdan uzaklaşma sürecindedir.
Aslında Güneş, Ay ve gezegenler, birbirleriyle eşzamanlı olarak çeşitli açı döngülerinin içindedir. Yer merkezli (jeosantrik) olarak bakıldığında, yaklaşık 45 farklı çift söz konusudur ve bunların hepsi aynı anda gerçekleşmektedir. Astrologlar durumun farkındadır.
Neden Bu Noktalar?
Belki de aynı anda bu kadar çok açıyı dikkate almak zor olduğu için, astrologlar yüzyıllar boyunca 360 derecelik açı döngüsü üzerinde belirli noktaları seçmiş ve bunların özellikle anlamlı olduğunu keşfetmiştir. Ay fazları döngüsünü kullanarak daha önce 90 derecelik noktaları (Kare) ve dairenin yarı noktasını (Karşıt / 180 derece) örnek verdik.
Çoğu astrolog bu listeye 60 derecelik noktaları (Sekstil) ve 120 derecelik noktaları (Üçgen) de ekler. Bazıları ise 45 derecelik noktaları (Yarı Kare) ve benzerlerini de dahil etmek ister. Bu böyle devam eder.
Eğer çember boyunca noktalar eklemeye devam edersek, eninde sonunda 360 derecenin tamamı işaretlenmiş olur. Bunu yapanlar da vardır. Örneğin Marc Edmund Jones’un Sabian Sembolleri, Zodyak’ın 360 derecesinin tamamı için yorumlar içerir. Ancak bir an için burada duralım ve geri dönelim.
Döngü üzerindeki 90 derecelik, yani Kare noktalarından söz ettik; fakat her döngüde iki tane 90 derecelik nokta vardır. Ay fazları döngüsünde biri İlk Dördün Ayı işaret eden 90 derecelik noktadır, diğeri ise Karşıtlıktan sonra gelen, yani Son Dördün Ayı işaret eden 90 derecelik noktadır.
Her ikisi de 90 derecelik açıdır ve çok az astrolog İlk Dördün Ay’ı Son Dördün Ay ile karıştırmak ister. Biri Dolunay’ın ışığına doğru giderken, diğeri Yeniay’ın karanlığına doğru ilerler. Aynı durum 60 derecelik (Sekstil) ve 120 derecelik (Üçgen) açılar için de geçerlidir. Her döngüde bu noktalardan ikişer adet bulunur.
Peki, birçok açının (bir döngü içerisinde) iki kez ortaya çıkması gerçeğiyle ne yapacağız?
Madalyonun Öteki Yüzü
Modern astrolojide, neredeyse tüm astrologlar 90 derecelik Kare açıyı, ister döngünün ilk 90 derecesi (büyüyen/waxing Kare) olsun ister ikinci 90 derecesi (küçülen/waning Kare) olsun, aynı şekilde yorumlar. Yorum aynıdır.
Evet, birçok astrolog Ay fazları döngüsü söz konusu olduğunda bir istisna yapabilir ve İlk Dördün Ay ile Son Dördün Ay’ı ayırt edebilir. Ancak gezegenlere ve onların sayısız kombinasyonuna gelindiğinde, genellikle tek bir yorum verilir.
Kare, karedir; (diğer taraftan kare de karedir) … ve böyle devam eder.
Ancak herkes bu görüşe katılmaz. Ben kesinlikle katılmıyorum.
Doğrudur; çok az sayıda astrolog, aslında mantıklı olarak, büyüyen bir Kare’nin, tıpkı solunar döngüde yaptığımız gibi, küçülen bir Kare’den farklı yorumlanması gerektiğini bize hatırlatmıştır. Bunların başında L. Edward Johndro ve özellikle Dane Rudhyar gelir.
Bu iki yazarın çalışmaları, tüm kareleri, tüm sekstilleri, tüm üçgenleri vb. tek bir grupta toplayıp her çifti aynı şekilde yorumladığımızda çok önemli bir şeyi gözden kaçırdığımızı açıkça ortaya koymuştur. Peki, bize ne anlatmaya çalışıyorlar?
Açılar Hakkındaki Mesaj
İsmini verdiğim yazarları ve bu konudaki diğer çalışmaları incelediğimizde, bize verdikleri mesaj şudur; onların söylediklerini burada özetleyerek ve yeniden ifade ederek aktaracağım:
Bu döngüler, gökyüzünde gerçekleşen canlı olaylardır; bir başlangıçları, bir ortaları ve bir sonları vardır. İki gökcisminin kavuşum noktasında başlar, karşıtlığa kadar uzanır ve ardından bir sonraki kavuşuma doğru geri döner. Bir Kare gibi bir açıdan söz ettiğimizde, bunun döngünün başındaki kare mi, yoksa sonundaki kare mi olduğunu bilmek bizim için önemli olabilir.
Eğer benden bir sosyal etkinlik planlamama yardım etmemi isteseydiniz ve ben size Güneş ile Ay arasındaki Kare açıdan “sonra” bir etkinlik düzenlemenizi söyleseydim, astrolojik geleneğe göre bunun büyüyen Kare olduğunu özellikle belirtmem gerekirdi; yani etkinliğin, küçülen Kare’den sonra değil, büyüyen Kare’den sonra yapılması gerektiğini.
Eğer partiyi küçülen Kare’den sonra düzenleseydiniz, bunu Yeniay’dan hemen önce, yani Ay’ın karanlığında yapmış olurdunuz. Hem Doğu hem de Batı astrolojisinde Ay’ın karanlığı, içe çekilme zamanıdır; kutlama zamanı değildir.
Herkes Dolunay’ın bir araya gelmek için uygun zaman olduğunu bilir. Ne demek istediğim anlaşılıyor ve sanıyorum çoğunuz buna katılırsınız. Ay fazları döngüsü için bu ayrımı yapıyoruz; ama gezegensel açılara bunu neden uygulamıyoruz?
Büyüyen (Waxing) ve Küçülen (Waning) Açılar
Buradaki temel nokta şudur: Dane Rudhyar’a ve diğer bazı astrologlara göre, yorumlarımızda büyüyen (waxing) ve küçülen (waning) olarak adlandırılan açılar arasında ayrım yapmamız gerekir.
Bir açı, Kavuşumdan sonra ve Karşıtlıktan (180 derece) önce gerçekleşiyorsa büyüyen (waxing) olarak adlandırılır. Eğer açı Karşıtlıktan sonra ve bir sonraki Kavuşumdan önce gerçekleşiyorsa, bu kez küçülen (waning) bir açıdır. Yani bir yanda karşıtlığa doğru gidiş, diğer yanda karşıtlıktan geri dönüş vardır: büyüyen ve küçülen.
Dolayısıyla bir büyüyen Kare ve bir de küçülen Kare vardır. Aynı durum Sekstil (60 derece), Üçgen (120 derece), Yarı Kare (45 derece), Seski-Kare / Sesquiquadrate (135 derece), İnkonjonkt (150 derece) ve kullanmak isteyebileceğiniz diğer tüm açılar için de geçerlidir.
Bu şekilde aynalanmayan tek açılar Kavuşum (0 derece) ve Karşıtlık (180 derece) açılarıdır. Bunlar döngünün başlangıç ve orta noktalarıdır ve bu anlamda tek başlarına dururlar.
Büyüyen ve küçülen açılar arasında ayrım yapmak, astrolojik yorumlarımızı yeniden canlandırma yolunda bizi oldukça ileri taşır. Büyüyen ve küçülen açıların yorumlarının nasıl farklılaştığı konusuna birazdan geleceğim; fakat önce, bireysel açılarla ilişkili olarak döngülerin bütünlüğü hakkında daha önemli bir noktaya değinmek gerekiyor.
Rahatsız Edici Açılar
Yüzyıllar boyunca astrologlar için Kare ve Üçgen gibi belirli bir dizi açıya odaklanmak ve bu açılar arasında gerçekleşenleri büyük ölçüde görmezden gelmek oldukça kullanışlı olmuş olabilir. Ancak artık göz ardı ettiğimiz şeye yakından bakmamız gerekiyor. Bu da şudur: gezegensel döngülerin özsel bütünlüğü, yani süreklilik içeren bir süreç olmaları.
Eğer açı orb’ları kullanıyorsak (ki çoğu astrolog kullanır) hangi orb’u seçersek seçelim, her zaman bir gezegenin belirlediğimiz orb’un sadece bir derece dışında kalacağı bir durum olacaktır. Bu durumda o açı, bizim tarafımızdan dikkate alınmayacaktır. Bu özellikle bilgisayar destekli astrolojide böyledir; çünkü program, orb dışındaki bir açıyı listelemez. Peki, bu listelenmeyen açılarla ne yapacağız?
Haritaya baktığımızda şunu biliyoruz: listelenmeyen açı, ya oluşmak üzere olan bir açıdır ya da kısa süre önce gerçekleşmiş bir açıdır. Kesinlikle başka bir açı değildir. Ayrıca, orb belirlediğimiz açıya çok yakın olduğu için, en azından aynı etki alanı içinde olduğunu biliriz.
Hangi orb’u seçmiş olursak olalım, her bir gezegen, diğer tüm gezegenlerle olan ilişkisinde bir yerlerdedir. Asla “orada değil” değildir ve hiçbir zaman döngünün dışına düşmez. Derece derece, zodyak üzerindeki kendi turuna devam eder. 360 derecelik yörüngenin tamamında her bir derece esastır. Hiçbirini yok sayamayız; çünkü hepsi oradadır.

Analoji: Gidiş-Dönüş Yolculuğu
Şimdi, astrologlar olarak iki noktada neleri kaçırıyor olabileceğimizi gösterecek basit bir benzetme yapalım. Diyelim ki kızlarımdan birini, gidişte Kalamazoo, dönüşte ise Flint (Michigan) üzerinden geçecek şekilde Ann Arbor’a gidiş-dönüş bir yolculuğa gönderdim.
Michigan’daki Kalamazoo şehrinin, yolculuk sırasında özellikle işaretlemek istediğim duraklardan (açılardan) biri olduğunu varsayalım. Bu şehri, geleneksel astrolojide Üçgen açıya karşılık gelen 120 derecelik noktaya yerleştirmiş olalım; başlangıç noktamız ise Big Rapids olsun. Eğer kızım beni arayıp arabasının bozulduğunu söylerse ve ben “Neredesin?” diye sorarsam, onun sadece Kalamazoo’da olup olmadığını bilmek istemem.
Aradaki herhangi bir noktada nerede olduğunu da bilmek isterim. Bu durum, açılara kesin orb’lar koyup, gezegen orb’un biraz dışına düştüğünde o açıyı tamamen görmezden gelmeye benzer.
Kızım bana Kalamazoo’nun hemen dışında kaldığını söylerse—planladığım orb’un içinde olmasa bile—bozulduğu yer, neresi olursa olsun, benim için önemli ve faydalı bir bilgidir. Örneğin hâlâ Ann Arbor’a doğru mu ilerlediğini (büyüyen / waxing) yoksa dönüş yoluna mı geçtiğini (küçülen / waning) ve Flint’e mi yaklaştığını anlamamı sağlar. Arada bir yerde bozulması da yine önemlidir. “Nerede” olduğu her zaman önemlidir, sadece önceden belirlenmiş bazı noktalar ya da açılar değil. Demek istediğim bu. Anlaşıldı mı? Devam edelim.
Bu benzetme üzerinden ilerlerken, ikinci soruna da bakalım: astrologların genellikle büyüyen ve küçülen açılar arasında ayrım yapmaması. Günümüzde çoğu astrolog için, daha önce de söylediğimiz gibi, Üçgen üçgendir. Diyagramda bu, kızımın yalnızca Kalamazoo’da mı yoksa Flint’te mi olduğunu bilmek istememe benzer; oysa her ikisi de Big Rapids’e göre bir Üçgen (120 derece) ya da 240 derecelik noktadır.
Oysa çok net bir şekilde görebiliriz ki bu iki yer, açı döngüsünün çok farklı bölümlerindedir. Kalamazoo’da hâlâ Ann Arbor’a doğru ilerlemektedir; Flint’te ise artık eve dönüş yolundadır. Bu iki noktanın her ikisi de tam-evre (full-phase) açılarıyla ele alınır.
Başlangıç adımı olarak, onlarca yıl önce açılarda katı orb’lar kullanmayı bıraktım ve bunun yerine kendime şunu sormaya başladım:
Bu gezegen, açı yaptığı gezegene göre 360 derecelik yolculuğunun neresinde?
Sonuçta hiçbir zaman “hiçbir yerde” değildir. Her zaman bir yerdedir ve o yer, neresi olursa olsun, önemlidir.

Kızım Kalamazoo’da olmayabilir; ama eğer şehrin eteklerindeyse, onun durumu hakkında çok şey öğrenmiş olurum—örneğin yoğun nüfuslu bir bölgede olduğunu. Bunu tüm açılar için de benzer buluyorum ve artık orb’ların bu konuda yardımcı olduğunu düşünmüyorum. Bunun yerine, gezegenin geleneksel bir açıya ne kadar yakın olduğuna bakmayı tercih ediyorum; bu, gezegenin genel açı tablosundaki yerini görmeme yardımcı oluyor. Bir anlamda, asla “bir şey yapmıyor” değildir.
Standart Açı Döngüsü

Geleneksel açıların tam noktalarının (90, 60, 120 derece vb.) önemli olmadığını iddia etmiyorum. Elbette önemlidirler. Ancak açı çemberinde/döngüsünde önemsiz tek bir derece ya da nokta yoktur; yalnızca her birinin önemi farklı bir nitelik taşıyabilir. Belki de bugüne kadar döngünün her bir bölümünün nasıl bir öneme sahip olduğunu hiç sormadık.
Hatta kısa bir süre sonra, 360 derecelik döngüde “hiçbir” noktanın, en azından çoğu astrolog tarafından kullanılan ana açılardan birinin yakınında olmadığı fikrini tamamen terk ettiğimi fark ettim.
Örneğin, benim en yaygın kullanılan açılar olarak gördüğüm ve onlarca astroloji programının yazarı olarak, kullanıcılarımın yazılımlarında hangi açıları istediklerini çok iyi bildiğim liste şudur:
Standart Açılar (Görünümler)
000 Kavuşum
030 Yarı Sekstil (büyüyen)
045 Yarı Kare (büyüyen)
060 Sekstil (büyüyen)
090 Kare (büyüyen)
120 Üçgen (büyüyen)
135 Sesquiquadrate (büyüyen)
150 Quincunx (büyüyen)
180 Karşıtlık
210 Quincunx (küçülen)
225 Sesquiquadrate (küçülen)
240 Üçgen (küçülen)
270 Kare (küçülen)
300 Sekstil (küçülen)
315 Yarı Kare (küçülen)
330 Yarı Sekstil (küçülen)
Orb’lar Ne Olmalı?

Bunlar en yaygın kullanılan on altı açıdır. Ve eğer mutlaka orb kullanmamız gerekiyorsa, gelin bu 16 açıdan herhangi ikisi arasındaki alanı ikiye bölelim ve bu ortadaki noktayı, bir açının bittiği ve bir sonraki açının başladığı işaret olarak kullanalım.
Şimdilik, bazı açılara daha fazla alan (daha geniş orb), bazılarına ise daha az alan tanıyarak ayrım yapmayalım. Örneğin, ben Yarı Karelerin (Semi-Square) çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum; buna rağmen çoğu astrolog bu açı için dar orb’lar kullanır. Neden uğraşalım? Haritaya bakmak yeterli.
Bu yöntemi kullandığımızda, açısız (unaspected) gezegen diye bir şey kalmaz. Bir gezegen her zaman bu geleneksel açılardan birinin ya da diğerinin genel etki alanı içindedir. Eğer tam açı noktasının üzerinde değilse, ya o açıya doğru oluşum halindedir ya da tam noktayı geçmiş ve etkisi sönümlenme sürecindedir. Her iki durumda da, o açının tonu ve havası hâlâ oradadır.
Haritaya bu şekilde baktığımızda, her gezegen diğer her gezegene göre doğal bir noktada bulunur. Asla açısız değildir. Bir gezegenin, başka bir gezegenle ilişkili olarak döngünün hangi evresinde olduğunu bir bakışta görebiliriz. Ölçmemize bile gerek yoktur; sadece haritaya bakarak her ilişkinin yaklaşık konumunu anlayabiliriz.
Bir Kare (90 derece) oldukça geniş bile olsa, hâlâ Kare gibidir. En azından “karemsi”dir (square-ish). Bir etkisi vardır.
Bu, belki de açılara bakmanın bütüncül (holistik) bir yoludur.
Sabır gösterdiğiniz için teşekkür ederim; neredeyse geldik. Ancak size sunmak istediğim küçük bir dönüş daha var. Umarım sizi yoldan çıkarmaz, ama açıkçası biraz çıkaracağından korkuyorum.
Faz İlişkileri (Phase Relationships)
Şimdiye kadar baktığımız şey, bir gezegenin diğerine göre olan “faz ilişkisi”, yani açısal ayrımıdır. Herhangi iki gökcisminin açı döngüsünü dilediğimiz kadar faza ya da bölüme ayırabiliriz; fakat her zaman bilmek isteyeceğimiz temel şey şudur:
Daha hızlı hareket eden gezegen, diğerine göre büyüyen (waxing) bir fazda mı, yoksa küçülen (waning) bir fazda mı?
Yani iki gökcisminin arasındaki açısal mesafe, karşıtlığa doğru mu ilerliyor (solunar döngüde Dolunay’a karşılık gelen nokta), yoksa kavuşuma geri mi dönüyor (solunar döngüde Yeniay’a karşılık gelen nokta)? İlk durumda açı büyüyendir, ikinci durumda ise küçülendir. Bilmemiz gereken temel şey budur.
Haritaya bakarak herhangi iki gezegeni incelemek ve hangisinin daha hızlı, hangisinin daha yavaş olduğunu belirlemek zor değildir. Burada “hızlı” ya da “yavaş” derken, belirli bir gündeki hızdan söz etmiyorum.
Örneğin Merkür gibi hızlı bir gezegen, belli bir günde retrograd ya da durağan olabilir; yani hareket etmiyormuş gibi görünebilir. Burada kastettiğimiz hız, gezegenlerin geleneksel ortalama hız sıralamasıdır. İşte hızlıdan yavaşa doğru liste:
Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton.
Kullanılması gereken hız sırası budur; herhangi bir anda durağan olması ya da retrograd hareket etmesi bu sıralamayı değiştirmez.
Açık Çark (Open Wheel)
Gezegenleri, “Açık Çark” (Open Wheel) olarak adlandırılan, her derecenin eşit alan kapladığı 360 derecelik harita çemberinde görmeyi en faydalı yol olarak buluyorum. Bu şekilde, herhangi iki gezegen arasındaki farklı yayları ya da açısal ayrımları çok daha net görebiliriz.
Ancak her gezegen çiftine bakarken hangisinin hızlı, hangisinin yavaş olduğunu hatırlamak yorucu olabilir. Çünkü ancak bunu bildiğimizde açının büyüyen mi yoksa küçülen mi olduğunu ve dolayısıyla gezegenlerin birbirlerine göre hangi fazda olduklarını anlayabiliriz.
Bunu kendim için kolaylaştırmak amacıyla, bu işi benim yerime yapan çok basit bir program yazdım. Bu program, gezegenleri teker teker, diğer tüm gezegenlerle olan ilişkileri içinde görmemi sağlıyor. İncelediğim gezegeni 360 derecelik bir çarkın tepesine yerleştiriyorum ve diğer gezegenleri, seçilen gezegenle olan açısal ilişkilerine göre çarkın etrafına diziyorum.
Ama burada bir ters köşe var. Eğer bir PC kullanıyorsanız, kardeşim Stephen Erlewine ve benim birlikte yaptığımız Blue*Star adlı program tüm bunları sizin için yapıyor. Emekli olmadan önce tasarladığım son programdı ve emekliliğimde kullanmak isteyeceğim tüm özel teknikleri içine ekledim. Artık kurucusu olduğum Matrix Software ile herhangi bir maddi ilişkim yok. Bu tekniklere sadece kendim için ihtiyacım var. Kullandığım program şudur:
“Blue*Star” https://astrologysoftware.com/pro/bluestar/index.html
Burada gösterilen harita çarkı, herhangi iki gezegenin ya da gökcisminin 360 derecelik döngüsünü temsil eder. Eğer gezegen çiftinin yavaş olanını haritanın tepesine, yani sıfır derece olarak adlandırabileceğimiz noktaya yerleştirirsek ve daha hızlı gezegenin bu noktaya yaptığı açıları izlersek, yukarıdaki diyagramı elde ederiz.
Ancak burada, tüm gezegenleri çark üzerine yerleştirdim; her biri, doğum haritamdaki ilgili gezegenle sahip olduğu açısal ilişkiye göre konumlandırıldı.

Örneğin, doğum haritamda Venüs Güneş’ten ayrılıyordu, Merkür ise Güneş’e doğru yaklaşıyor, kavuşuma hazırlanıyordu. Fakat bunun, sadece Güneş’in tepe noktaya yerleştirilmiş olduğu sıradan bir doğum haritası olduğunu sanmayın. İş biraz daha karmaşık ama çok da değil.
Bu haritalama yöntemi, büyüyen gezegenleri haritanın sol tarafına, küçülen gezegenleri ise sağ tarafına yerleştirir; tıpkı gerçek haritada birbirlerine yaptıkları açılar gibi. Bu tür bir Tüm Faz (Full-Phase) Çarkı okumak oldukça kolaydır; ancak (daha önce de belirttiğim gibi) artık gezegenlerin doğum haritasındaki klasik dizilimine bakmadığımızı net bir şekilde akılda tutmak gerekir.
Şimdi, yer merkezli (jeosantrik) doğum haritamı örnek alalım; Güneş’i seçip haritanın tepesine, yani sıfır noktasına, Kavuşum’a solunar döngüdeki Yeniay noktasının karşılığına yerleştirelim ve buradan devam edelim.
Tüm-Faz (Full-Phase) Haritaları
Tüm-Faz Harita Çarkı’nın 360 derecesi, en üst noktadan (Kavuşum) başlar ve saat yönünün tersine doğru dairesel olarak ilerler. Çarkın en alt noktasında Karşıtlık, yani 180 derecelik açı bulunur ve döngü bu şekilde devam eder. Bu yapı bir döngü ya da çember oluşturur.
Diğer dokuz gökcismini, doğum haritamdakiyle aynı açısal ayrımlara sahip olacak şekilde yerleştirilmiş olarak görebilirsiniz; ancak doğum haritamdaki birebir yerleşimleriyle değil. Burada ilgilendiğimiz şey, hangi gezegen çiftlerinin büyüyen (waxing), yani güç kazanan durumda olduğu; hangilerinin ise küçülen (waning), yani gücü azalan durumda olduğudur. Bu harita bunu, iki türü ayırarak yapar: büyüyen gezegenler çarkın sol yarısına, küçülen gezegenler ise sağ yarısına yerleştirilir. Bu ayrım, onların açısal uzaklıkları ya da açılarıyla gösterilir.
Ayrıca, geleneksel açıların her iki tarafına 6 derecelik orb’ları pastel renklerle çizdim; bunu faydalı bulabilecek olanlar için. Bir gezegenin renkli bir orb’un içinde olup olmadığını bir bakışta görebilirsiniz.
Gördüğünüz gibi, Güneş çarkın en tepesinde, Kavuşum noktasında (sıfır derecelik ayrım) yer alıyor. Venüs’ün Kavuşumdan uzaklaştığını ve 30 derecelik noktaya, yani Yarı Sekstil olarak adlandırılan konuma yaklaştığını görebiliriz.
Ardından, Jüpiter’in Güneş’e neredeyse tam bir Yarı Kare (45 derece) yaptığını fark edin. Ancak lütfen şuna dikkat edin: Bu haritada Güneş ve Jüpiter “yer değiştirmiştir”; bunun nedeni, fazı gösterebilme yetisini korumaktır. Gerçek doğum haritamda Güneş, Jüpiter’in yaklaşık 45 derece önündedir. Burada ise iki sembol, faz ilişkisini korumak ve odak gezegeni (bu örnekte Güneş’i) haritanın tepesinde tutmak için yer değiştirmiştir. Umarım bu sizi şaşırtmaz. Bir kez anladığınızda, artık sizi rahatsız etmeyecektir; o yüzden üzerinde düşünmek için kendinize zaman tanıyın.
Ay’ımın Son Dördün fazında olduğunu, Güneş’e göre yaklaşık 300 derecede (Sekstil) yer aldığını da görebilirsiniz.
Faz Döngüleri

Bu bölümü anlayabilmeniz için, herhangi bir döngünün temel fazlarını okumanız ve incelemeniz gerekir. Şimdi Güneş Tüm-Faz Çarkı’na tekrar bakalım ve döngü fazlarına dair bilgimizi kullanarak biraz yorum yapalım. Döngünün ne olduğu önemli değildir; çünkü her döngünün fazları aynıdır. Burada Ay’ın Güneş’e yaptığı açıların döngüsüne bakıyoruz.
Öncelikle şunu görüyoruz: Gezegenlerin Güneş’le ilişkisi (geleneksel astrolojide Güneş Benlik/Self kavramını temsil eder) neredeyse tamamen üst ya da iç yarımkürede, yani çarkın üst yarısındadır. Sadece bir gezegen, Mars, üst (iç) yarımküreden alt ya da dış (kamusal) yarımküreye geçmiştir.
Bu durum, Mars’ın benim haritamda (Güneş ifadesinde) çok önemli olduğunun yanı sıra iç dünyamdan dış dünyaya uzanabildiğim tek ya da ana yol olabileceğini de düşündürür. Dolayısıyla Mars ya da hırs, bu haritada çok belirgindir. Hırsım oldukça görünürdür, diyebiliriz. Diğer pek az şey öyledir.
Diğer gezegenler büyüyen ve küçülen yarımküreler arasında eşit dağılmıştır; ancak hepsi içe dönük, yani üst ya da iç yarımkürede yer almaktadır. Bu da şu anlama gelir: Ne kadar dışa dönük olmaya çalışırsam çalışayım—yani ne düşünürsem düşüneyim—doğam gereği oldukça içe dönük ve derin bir insanım.

Dört Yarımküre
Şimdi, bir haritanın tek başına nasıl işe yarar bir hikâye anlattığını görelim. Devam etmeden önce, açı haritasındaki dört yarımkürenin ya da dört bölümün anlamına bakalım; çünkü bunlar önemlidir.
Bu bölümlerden ikisi, elbette üst (iç) ve alt (dış) yarımkürelerdir. Diğer ikisi ise haritanın sol (büyüyen) ve sağ (küçülen) taraflarıdır.
Eğer yukarıdaki döngü fazı yorumlarına ve tam bir döngünün fazları arasındaki çeşitli eşleşmelere dair metni okuduysanız, bu tartışmaya hazırsınız demektir. Eğer okumadıysanız, şimdi geri dönüp o materyali gözden geçirmek için iyi bir zamandır.
Faz çarkının dışa doğru ilerleyen, inşa eden ya da oluşan yarısı, herhangi bir döngünün büyüyen (waxing) bölümüdür. Burada bir dürtü ya da fikir, Karşıtlık açısına—yani bir tür deneyime—kadar büyür, şekillenir ve somutlaşır.
Faz çarkının içe doğru giden, çözümleyen ve dağıtan yarısı ise döngünün küçülen (waning) bölümüdür. Karşıtlıkta inşa edilmiş olan her şey burada sökülür, çözülür ve biz deneyimden çıkarabildiğimiz anlamı ve değeri içselleştiririz.
Tekrar edelim: Bunların tamamı fazlar hakkındaki materyalde ya da Ay’ın evreleri gibi herhangi bir sinodik döngüye bakarak görülebilir.
Alt ya da dış yarımküre, açıkta olan, fiziksel olarak görülebilen ve bu dünyada sergilenen—tabiri caizse önemli olan her şeyi kapsar. Üst ya da iç yarımküre ise fiziksel olmayan; henüz önemli olmayan (büyüyen) ya da artık önemli olmayan (küçülen) her şeyi—zihnimizin ve deneyimimizin içindeki alanı—kapsar.
İç yarımkürenin sol tarafı, henüz tezahür etmemiş olanı; sağ tarafı ise artık tezahür etmeyen, yani gidiş ve dönüş sürecindeki olanı barındırır.
Büyüyen Açılar
Burada işaret ettiğim bilgilerin, geleneksel astrolojik tekniklerin çeşitli parçalarında zaten bulunmadığını söylemiyorum. Elbette bulunuyor. Ancak burada bu parçalar biraz farklı bir biçimde, bir yapbozun parçaları gibi bir araya geliyor ve bana göre doğum haritasının daha net bir resmini sunuyor—üstelik kısa bir girişten sonra herkesin okuyabileceği bir resim.
Yine Güneş Faz-Çarkı’nı örnek alırsak: Benlik kavramımın oldukça içe dönük olduğunu bir bakışta görebiliriz—ister zihinsel, ister öznel, ister gizli, ister özel, ister derin deyin. Önemli olan şudur: Dış yarımkürede yalnızca tek bir gezegen vardır—Mars. Üstelik bu, Koç ya da Birinci Ev konumundadır.
Bu da benim bir şeylere başlamayı sevdiğimi gösterir ve birçok iş kurmuş bir girişimci olarak bu son derece anlamlıdır.
İçe dönük yarımkürede, büyüyen tarafta bulunan gezegenler, ilhamları ya da fikirleri alıp onları planlara dönüştürdüğüm, hayallerimi gerçeğe dönüştürmeye çalıştığım alanı temsil eder.
Şimdi bunlara, geleneksel astrolojik yorumları kullanarak bakalım. Venüs’ün, Kova ya da 11. Ev ile ilişkilendirilen Yarı Sekstil açısının eşiğine çok yakın olduğunu görebiliriz. Bu da benim bir topluluk inşa etmeye dair hayallerim ve planlarım olduğunu gösterir. 60’ların çocuğu olarak, bu son derece doğrudur.
Bazen sorunlu olabilen Satürn ve ona yakın konumlanan Uranüs, Sekstil açısında yer alır; bu da büyük bir enerji, hareket özgürlüğü ve kolaylık sağlar. Benim için bir şeyler yapmak, işleri sonuçlandırmak—üstelik oldukça yaratıcı biçimlerde, tıpkı bu teknik gibi—kolaydır.
Geriye, tam olarak 45 derecelik Yarı Karede bulunan Jüpiter kalır. Bu, çarktaki kesin zorluk noktalarından biridir. Jüpiter’in Sanskritçedeki karşılığı **“Guru”**dur; dolayısıyla Jüpiter, hayattaki yolumuzu temsil eder. Benim durumumda Jüpiter kariyerimle ilgilidir ve yaşam yolumun ya da kariyerimin kolay kazanılmış bir başarı olmadığını; pek çok engel ve zorluk içerebileceğini gösterir.
Ancak faz makalesini okursanız, bu özel Yarı Kare’nin “hayır” cevabını kabul etmediğimiz, ısrarla ilerlediğimiz bir nokta olduğunu görürsünüz. Bu da şunu ima eder: Yumuşak ama kararlı bir ileri hareket, kariyerle ilgili engelleri ortadan kaldıracak ve istikrarlı bir ilerleme sağlayacaktır.
Küçülen (Waning) Açılar
Şimdi haritanın küçülen tarafına bakalım. Benim durumumda, tüm gökcisimleri haritanın üst–iç bölümünde yer alıyor. Haritanın sağ tarafındaki, yani küçülen yarımküre, hayatımızdaki geri dönüşleri, hayattan nasıl aldığımızı, hatta buna “kaderimiz” bile diyebileceğimiz alanı anlatır. Burası, bizim bir şey yapmamıza gerek kalmadan, hayatın bize sunduğu şeylerin alanıdır.
Yapmak, haritanın sol tarafındaki büyüyen (waxing) bölgedir; burada veririz, dışarıya bir şeyler koyarız. Eğer bunu dövüş sanatları üzerinden anlatacak olsaydık, haritanın büyüyen tarafına Judo, küçülen tarafına ise Aikido dememiz gerekirdi. Judo’da dışa doğru hamle yaparız; Aikido’da ise zaten var olan kuvveti ve momentumu pasif bir şekilde kendi lehimize kullanırız. Biri ataktır (vermek), diğeri alıcıdır (almak). Bir el yerleştirir, diğer el geri alır.
Ay, Neptün ile birlikte benim öncü ya da en dışa dönük gezegenimdir; üstelik aralarında çok sıkı bir Sekstil vardır. Bu iki gezegen de güçlü Sekstil’lerdedir; bu da yine kolaylık ve akış gösterir. Ancak her iki gezegen de dışa dönük değil, içe dönük konumdadır. Bu durum daha özel, daha içsel bir algıya; dışarıya uzanmaktan çok içe yönelmeye işaret eder. Dharma döngülerinde Neptün ve Ay, aylık solunar döngünün Dakini bölümünde yer alır; yaklaşık 300 derece civarında.
Gerçekten de gençliğimde halka açık müzik yaptım; ancak bunu her zaman oldukça içe dönük ya da çekingen bir duruştan yaptım. Burada nasıl yorumladığımı artık anlıyorsunuzdur. Merkür ve Plüton çok daha içe dönük, derin konumdadır; Plüton, alıcı tarafta benim en içsel gezegenimdir. Okültizm ve inisiyasyonla ilgili ilgimin, daha içsel ya da derin bir düzeyde olması burada işaret ediliyor olabilir.
Astrologların Cenneti (*)
(*) Çevirmenin Notu: Erlewine burada “cennet” kavramını teknik bir nokta ya da eksen (örneğin MC) olarak değil, astrologun haritayı okurken yorumlarının akmaya başladığı alan olarak kullanmaktadır. Bu ifade, astrologun zorlamayı bıraktığı, ön kabulleri askıya aldığı ve “heh, şimdi oldu” dediği düzeyi tarif eder.
Dolayısıyla başlıktaki Astrologların Cenneti ifadesi, haritanın kendini savunmak zorunda kalmadığı yer olarak anlaşılmalıdır. Erlewine için “cennet”; teknik ustalık, doğru derece ya da nokta atışı yorumdan ziyade, haritaların susturulmadığı ve kendi hikâyesini anlatmasına izin verilen alanı ifade eder.
Astrolojinin, karşılaştığım ya da okuduğum her astrologun kendi ya da ünlü birinin (çoğunlukla Hitler’in) haritasını nokta nokta yorumlamaya başladığı kısmından her zaman nefret etmişimdir. Bunu şimdiye kadar hiç yapmadım. Savunmam olarak şunu söyleyebilirim: Bugüne kadar büyük bir özdenetim gösterdim; neredeyse kırk yıl bekledim ve bunu yalnızca şimdi yapıyorum, çünkü bu tekniğin (en azından benim için) gerçekten özel olduğunu hissediyorum. O yüzden biraz uzattıysam beni affedin. Bunu yapan ilk astrolog ben değilim. Biz çok kalabalığız.
Bir de şu var: Bu Faz Çarkı haritalarına ilk baktığımda, elbette büyülenmiştim; ama aynı zamanda birçok astrologta yerleşik olduğunu düşündüğüm bir alışkanlığa da teslim oldum: gezegenleri ve açıları, özellikle kendi haritama bakarken, önceden sahip olduğum fikirlerime uydurmaya çalışmak.
Zamanla şunu öğrendim: Bu ön kabuller, zihnin gerçekten açık olma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Yani her unsuru etiketleyip, en yakın yorum kutusuna tıkıştırdığımda, yeni düşüncelere yer bırakmamış oluyorum.
Yavaş yavaş fark ettim ki, eğer bir şey bana mantıklı gelmiyor ya da kendimle ilgili algımla örtüşmüyorsa, onu olduğu gibi bırakmak en iyisi. O unsurun bana kendi hikâyesini anlatmasına izin vermek gerekiyor. Bu haritalar yalan söylemez ve gezegenler sadece oldukları yerdedir; benim onları olmasını istediğim yerde değil. Bu tekniği kullanmak için doğum saatine bile ihtiyaç yoktur, yine de hızlı hareket eden Ay için doğum saatinin bilinmesi fayda sağlar.
Güneş Tam-Faz haritamın küçülen yarımküresinde, Neptün ve Ay Sekstil fazında, üstelik birbirlerine çok yakındır. Bunlar benim en dışa dönük gezegenlerimdir ve küçülen fazda oldukları için, bu alan benim ürün aldığım, yani şeylerin bana en kolay geldiği yerdir.
Unutmayın: Büyüyen yarımküre, inşa ettiğimiz ve yatırım yaptığımız yerdir; küçülen yarımküre ise söktüğümüz ve geri dönüş aldığımız yerdir. Bir el tavşanı şapkanın içine koyar, diğer el geri çıkarır. Vermek ve almak.

Ay Tam-Faz Çarkı
Şimdi Ay Faz Çarkı’ma bakarsak, bambaşka bir hikâye görürüz. Haritanın büyüyen tarafında yalnızca Mars vardır ve tüm yatırım ya da dışa açılma yükünü tek başına taşımak zorundadır. Diğer tüm gezegenler küçülen taraftadır ve geri dönüşlerle ilgilidir; Ay ya da destekleyici çevre, şeyleri bana doğru getirir. Başka bir deyişle, hayatta Ay (destekleyici ortam) söz konusu olduğunda, şeylerin bana gelmesi beklenir.
Burada Neptün, kamusal ya da dış yarımkürede yer alan tek gezegendir; dolayısıyla Neptün’üm son derece göze çarpıcıdır. Gençliğimde müzisyen olmam, dünyanın en büyük müzik veri tabanını kurmam ve bugün bile oldukça “Neptünyen bir astrolog” olmam belki de bu yüzden anlamlıdır. Neptün’üm dış dünyada çok belirgindir. Ayrıca Neptün, doğum haritamda Ay’ın Kuzey Düğümü ve Tepe Noktası (MC) ile tam kavuşumdadır.

Bu durum, Mars Faz Çarkı’na baktığımızda daha da netleşir. Orada Neptün, deneyim evinin tam ortasındadır; herkesin görebileceği şekilde dışarıdadır ve kendimi halka nasıl ifade ettiğimi gösterir—Neptün aracılığıyla. Benim dış dünyada tezahür etme yolum Neptün’dür. Dünyanın en büyük müzik veri tabanını (allmusic.com) ve en büyük iki film veri tabanından birini (allmovie.com) kurmuş olmam oldukça ilginçtir; her ikisi de Neptün’le bağlantılı temalardır.
Mars Tam-Faz haritasındaki bir diğer dikkat çekici unsur ise gezegenlerin eşit aralıklarla dizilmiş olmasıdır. Bu bana Mars’ın istikrarlı ve güvenilir olduğunu, işleri başarmam için bana büyük bir enerji sağladığını gösteriyor. Gezegenlerin dizilimi, aralarındaki boşluklar, yorumlama açısından son derece önemlidir ve bugüne kadar çok nadiren dikkate alınmıştır.
İşte teknik bu şekilde çalışmaktadır. Elbette her biriniz, kendi astrolojik birikiminiz ve deneyiminiz doğrultusunda bu yaklaşımla farklı çağrışımlar kuracaksınız.
Michael Erlewine
Yayın ve Etik Notu
Bu makale, yazar Michael Erlewine’ın açık izniyle Türkçeye çevrilmiş ve yayımlanmıştır.
Çeviri sırasında metnin özgün anlamı, kavramsal bütünlüğü ve yazarın anlatım üslubu korunmaya özen gösterilmiştir. Kaynaklar, bağlantılar ve iletişim bilgileri aynen muhafaza edilmiştir.
Okuyucuya Not: Bu Metni Nasıl Okumalı?
Yazı, astrolojik açıları ezbere tanımlar üzerinden okumaya alışkın okurlar için yavaş ve sindirilerek okunması gereken bir metindir. Buradaki amaç, açıların “iyi–kötü”, “zor–kolay” gibi sınıflandırmalarla değil; zamansal bir süreç ve hikâye olarak ele alınmasıdır.
Okurken şu soruları aklınızda tutmanız faydalı olabilir:
- Bu açı büyüyen mi, küçülen mi?
- Bu gezegen yatırım mı yapıyor, geri dönüş mü alıyor?
- Bu ilişki inşa eden mi, çözen mi?
Bu sorular, metnin sunduğu yaklaşımı haritalarınıza uygulamanızda yol gösterici olacaktır.
Editörün Notu
Michael Erlewine’ın Tam-Faz Açılar yaklaşımı, astrolojiyi sembollerin toplamı olmaktan çıkarıp canlı bir süreç olarak okumayı mümkün kılar. Bu yöntem, haritayı zorlamadan; ön kabulleri askıya alarak; gezegenlerin kendi hikâyelerini anlatmasına izin veren bir bakış açısı sunar.
Bu yönüyle yazı, astrologun zihinsel duruşuna dair güçlü bir hatırlatmadır.
Kaynak ve Ek Bilgiler
Yöntemi daha ayrıntılı biçimde incelemek isteyenler için, Michael Erlewine tarafından hazırlanmış ücretsiz bir e-kitap da mevcuttur:
Astrology’s Mirror: Full-Phase Aspects
https://www.startypes.com/…/e-b…/FullPhase%20Aspects.pdf
Yazarla iletişime geçmek isteyenler için: Michael@Erlewine.net
Bu konularla ilgili diğer ücretsiz kitaplara, makalelere ve videolara erişmek isteyenler aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilir: SpiritGrooves.net
Michael Erlewine, sınırlı bir süre için Zoom üzerinden astroloji danışmanlıkları da sunmaktadır. İlgilenenlerin, e-posta konu başlığına “READINGS” yazarak kendisiyle iletişime geçmeleri rica edilir.
Kapanış Alıntısı
Bodhicitta bu kadar kıymetliyken,
Henüz ona sahip olmayanlar onu yaratsın,
Sahip olanlar onu yok etmesin,
Ve o, daima büyüsün ve serpilsin.
Bu çalışma, Deneysel Astroloji Akademi Blog arşivinde, eğitim ve araştırma amacıyla yayımlanmıştır.
29.01.2026
